« Önceki | Sonraki »

4/5/2007

ARJANTİN'DEN İTHAL EDİLEN MISIRLAR GDO'LU

EKOLOJİ KOLEKTİFİ: ARJANTİN'DEN İTHAL EDİLEN MISIRLAR GDO'LU

Arjantin'den gelen ve Bandırma limanına boşaltılan 40.000 ton mısırın boşaltımı sırasında Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Bandırma Şubesi tarafından alınan numuneler, Tüketici Hakları Derneği (THD) ve Ekoloji Kolektifi tarafından Ankara’daki laboratuvarlarda GDO analizine tabi tutuldu. Labaratuarlardan alınan ilk inceleme neticesinde ithal edilen mısırların GDO'lu oldukları anlaşıldı. Numuneler Ekoloji Kolektifi tarafından, ayrıntılı inceleme için yurtdışına gönderiliyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi GDO’lu Mısır İthal Etti

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu Bandırma’ya yaptığı ziyaret sırasında ithal edilen ve Bandırma limanına indirilen mısırlarla ilgili olarak çeşitli açıklamalarda bulundu. Bandırma da bulunan iki yayın organının haberinde yer alan açıklamaların çarpıcı bölümleri şöyle ;

Çok tartışılan mısır ithalatı konusunda TMO’nun yetki aldığını ve bunun limanlara geldiğini belirten Genel Müdür Kemaloğlu, “Bunun yaklaşık 90 bin tonu da Bandırma limanına geldi.” dedi. Yine bu mısırların GDO’lu olduğu yönündeki iddialara da cevap veren Kemaloğlu, AB’nin de dahil GDO’lu ürünlerin girişini yasaklayan bir mevzuat olmadığını söyledi. Sadece etiket olarak, ambalajın üzerinde ürünün ne kadar GDO’lu ürün olduğunun belirtilme şartı bulunduğunu ifade eden İsmail Kemaloğlu, TMO’nun bu ithalatının diğerlerinden çok farklı olmadığını dile getirdi. (Marmaratv Haberi 2 Mayıs 2007)  

Genetiği değiştirilmiş mısır konusuna da değinen Kemaloğlu şunları dile getirdi “Bu konu AB dahil tüm ülkelerde tartışmalı meselesidir. Genetiği değiştirilmiş bir ürünün ülke içine girişini yasaklayan bir mevzuat yoktur. Sadece gıda maddesi amacıyla kullanılıyorsa bu oran binde 7′yi geçmemesi gerekir. Geçiyorsa da bu etiketlerde dikkate çekilmelidir. Bunun dışında bu ürününün Türkiye’ye girdi veya girmedi anlamında bizim yapacak her hangi bir şeyimiz yok. Sektör yıllardır aynı menşei ithalat yapmış ve yapmaktadır. Bu noktada TMO’nun yaptığı şey de farklı bir şey değildir.” İlkhaber Gazetesi Haberi 2 Mayıs 2007  

Süreç nasıl gelişti ?

Toprak Mahsulleri Ofisi çeşitli firmalardan gelen talepler üzerine Türkiye’ye 235.000 ton mısır ithal edeceğini ve Hububat ithalat ihalesi sonuçlarını 16 mart 2007 de 15.000 ton ekmeklik buğday ve 235.000 ton mısır olarak internet sitesinde duyurdu.

Tohumluk olarak gelmeyen ve çoğunlukla yem sanayicilerinin talebi doğrultusunda ithal edilen mısırların 110.000 tonu Arjantin’den, 125.000 tonu AB, Ukrayna, Bulgaristan ve Macaristan’dan gelecekti. Nitekim 40.000 tonluk ilk parti geçen ayın ortasında Bandırma limanına indirildi.

Ülkemize GDO’lu ürünlerin kontrolsüzce girişini, gıda ve yem olarak kullanımlarına karşı çıkan örgütler yaptıkları basın açıklamaları ile hükümetin ve kamuoyunun dikkatini çektiler. Tarım Bakanlığından herhangibir açıklama gelmediği gibi yukarıda ithalatı gerçekleştiren kurumun yetkilisi tarafından talihsiz beyanlarda bulunuldu.

Şimdi ne olacak ?

Arjantin'den ithal edilen GDO’lu mısırlarla ilgili yasal olarak neler yapılabileceği konusunda açıklama yapan Ekoloji Kolektifi üyesi Emre Baturay Altınok" GDO'lu Mısır yüklü gemiyi bir buçuk aydır takip ediyorduk. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım ve Köy işleri Bakanlığı bu konuda yasal sorumluluklarını yerine getirmediler. GDO'lu ürünlerin ülkemize girişi şu andaki mevzuatımıza göre mümkün değildir. Bu konuda yasal yollara başvuracağız. Değerlendirmelerimiz sürüyor" dedi.

Gerek GDO’lu oldukları laboratuvar analiziyle tesbit edilen, gerekse TMO Genel Müdürü'nün kendi beyanı ile bunu teyid etmesi ne gibi sonuçlar doğuracağı kamuoyunda merak yaratırken, Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar da "Ülkemize GDO'lu ürün sokanlar suç işlemektedir. Bu gaflet ve dalalettir. Hatta geleceğimiz ve topraklarımız için hıyanettir. Sorumluların peşini bırakmayacağız. Onlar ülkemizi satmak istiyor biz satılık değiliz. " dedi.
 
Tüketici ve ekoloji örgütlerinin konuyu yargıya taşıyacaklarına dair yaptıkları uyarılara karşın Tarım Bakanlığı konu hakkında bir açıklama yapmadı.

ekolojistler.org 02.04.2007

4/5/2007

İklim Değişikliği Bir Güvenlik Sorunu

Yazdır E-posta
Pazartesi, 30 Nisan 2007

ABD'de CNA adlı düşünce merkezi dört emekli orgeneral, dört emekli oramiral, bir emekli korgeneral ve iki emekli tümamiral tarafından birlikte hazırlanan 'Ulusal Güvenlik ve İklim Değişikliği Tehdidi' başlıklı bir rapor yayımladı.

Raporun başlığından da anlaşılacağı üzere ABD'nin seçkin emekli askerleri iklim değişikliğini, ulusal güvenliği tehdit eden yeni ve çok farklı bir güvenlik sorunu olarak tanımlamaktadır.

Rapora göre, atmosferdeki karbondioksit seviyesi, geçmiş 650 bin yılda rastlanamayan bir seviyeye yükselmiş durumda, küresel ortalama ısı artmaya devam ediyor; ısı artışı ciddi bir iklim değişikliğine neden olabilecek, bu da yıkıcı etkiler ortaya koyabilecek. Emekli general ve amiraller söz konusu raporla ABD yönetimini ve Savunma Bakanlığı'nı konunun ciddi bir şekilde ele alınması ve karşı tedbirlerin gecikmeden geliştirilmesi hususunda uyarmaktadır. Raporda, iklim değişikliğiyle ulusal güvenlik arasındaki ilişkiyle ilgili olarak şu tespitlere yer verilmektedir. İklim değişikliği:

ABD için ciddi bir ulusal güvenlik sorunu oluşturmaktadır;

Dünyanın sorunlu bazı bölgelerinde istikrarsızlığı artıran bir tehdit çarpanı oluşturmaktadır;

Dünyanın istikrarlı bazı bölgelerinde bile gerilimlere neden olacaktır;

Ulusal güvenlik ve enerjiye bağımlılıkla birlikte, birbirleriyle ilişkili küresel sorunlar bütünü oluşturmaktadır.
Emekli ABD general ve amiralleri, sonuç bölümünde, aşağıdaki önerileri getiriyor:
İklim değişikliğinin ulusal güvenliğe etkileri, bütünüyle ulusal güvenlik ve ulusal savunma stratejilerine entegre edilmelidir; ABD, ilklim değişikliğinin, küresel güvenliğin ve istikrarın ciddi bir şekilde çöküşünü önleyebilecek bir seviyede stabilize edilmesini sağlama gayretlerine yardımcı olmak için ulusal ve uluslararası alanda daha güçlü bir rol üstlenmelidir; ABD, gelişmemiş ülkelerin, iklim değişikliğinin etkilerini daha iyi yönetebilmeleri ve felaketlerden kurtulabilmeleri için bu ülkelerin yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla küresel ortaklıklara katkıda bulunmalıdır; Savunma Bakanlığı, enerjinin verimli kullanılmasını ve ABD savaş gücünün etkinliğinin artırılmasını amaçlayan, geliştirilmiş çalışma yöntemlerini benimseme ve yaratıcı teknolojileri geliştirme sürecini hızlandırarak harekât yeteneğini artırmalı.

ABD'nin tedbirleri
ABD Savunma Bakanlığı, önümüzdeki 30-40 yıl içinde, yükselen su seviyelerinin, aşırı iklim olaylarının ve diğer mümkün iklim değişikliği etkilerinin denizaşırı bölgelerdeki ABD askeri tesisleri üzerinde yapacağı etkileri tespit etmek için bir inceleme yapmalıdır. Rapordan anlaşılacağı gibi küresel iklim değişikliği sadece muslukları kısarak, tuvaletlere plastik şişe koyarak, ampulleri değiştirerek başa çıkılacak bir sorun değildir.
Türkiye de küresel iklim değişikliğini ciddi bir ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlamalı ve bu amaçla kapsamlı bir strateji geliştirmelidir. Çünkü, Ortadoğu'da iklim değişikliğinin (küresel ısınma) etkileri şimdiden görülmektedir. İklim değişikliği Ortadoğu'da tarım üretiminde düşüşe, sağlık sorunlarına, susuzluğa, göçlere, gerilimlere ve çatışmalara neden olabilecek; su kaynaklarını ve verimli tarım alanlarını hedefe dönüştürerek bölgesel jeopolitiği yönlendirebilecektir.


Ortadoğu'da durum
Küresel ısınmanın Ortadoğu'daki potansiyel etkilerinin belirlenmesi, Türkiye'yi de içine çeken gerginliklerin asıl nedeninin anlaşılmasını da kolaylaştırabilecektir. Bu nedenle de küresel iklim değişikliğinin Türkiye coğrafyasındaki, Ortadoğu'daki ve yakın çevremizdeki etkilerini belirlemek için öncelikle ayrıntılı senaryolar geliştirilmeli; bu senaryolara dayanarak, bölgedeki potansiyel istikrarsızlıkların ve gerginliklerin Türkiye'nin güvenliğine olası yansımalarına karşı alınacak tedbirleri de kapsayan bir eylem planı hazırlanmalı; bu amaçla iklim ve güvenlik uzmanları birlikte çalışmalıdır.

Nejat Eslen: Emekli Tuğgeneral
Radikal 30.4.2007

4/5/2007

Yatağan'ın arıtması 'hikâye'ymiş!

  03.05.2007     Radikal

Yatağan Termik Santralı'nın baca gazı arıtma tesislerinin, 5 Nisan'dan beri yetkililerin söylediği gibi 24 saat değil, günde 8-10 saat çalıştırıldığı anlaşıldı. Santraldaki son durumu Bilgi Edindirme Yasası ortaya çıkardı

İSTANBUL - Yatağan Termik Santralı'nın baca gazı arıtma tesislerinin yetkililerin söylediği gibi günde 24 saat çalışmadığı ortaya çıktı.
Emekli bir öğretmenin Bilgi Edindirme Yasası kapsamında yaptığı başvuruya göre, baca gazı arıtma tesisleri, açıldığı 5 Nisan'dan bu yana günde ortalama 8-10 saat çalıştırılabildi.
Yıllardır hava kirliliği cenderesinde olan Muğla'nın Yatağan ilçesindeki santralın üç ünitesinde de baca gazı arıtma tesislerinin devreye alınmasıyla temiz havaya kavuşulacağı bekleniyordu. Ancak, adını açıklamayan bir emekli öğretmenin Bilgi Edindirme Yasası gereği istediği faaliyet raporları gerçeği de gözler önüne serdi.
Yatağan Termik Santralı (YEAŞ) Başmühendisi Hüseyin Çetin ve Santral Teknik Müdürü Harun Sarı imzalarını taşıyan 18 Nisan 2007 tarih ve 1379 sayılı yazıya ek olarak sunulan ve 1 Nisan-17 Nisan 2007 tarihleri arasını kapsayan 17 faaliyet raporunda, 5 Nisan 2007 tarihinde bakımı yapılarak faaliyete geçen birinci ünitenin ilk gün sekiz saat, 10 Nisan 2007'de üçüncü ünite devreye girene kadar günde 16 saat, daha sonra sekiz ve 16 saat arasında çalıştırıldığı belirtildi. Üçüncü üniteninse devreye girdiği ilk dört gün sekizer saat, diğer zamanlarda 16 saat devreye alındığı ifade edildi.
İkinci ünitenin mayıs ayında faaliyete geçeceği belirtildi. Santralın Baca Gazı Arıtma Tesisleri Sorumlu Müdürü Ali Rıza Köknal'sa, raporu hazırlayan görevlilerin sehven (yanlışlıkla) yanlış bilgi girmiş olabileceklerini söyledi.
Santralın açıldığı günden beri kapatılması için mücadele eden Batı Akdeniz Çevre Platformu Bodrum Sekreteri Nihat Çavdar'sa "Bölgedeki ölçümlere göre hava temiz çıkıyor. Ölçümlerin yapıldığı yerler yanlış, gerçek kirliliğin oluşmadığı yerlerde ölçüm yapılıyor" dedi. (dha, Radikal)

4/5/2007

5 aylık su kaldı

 03.05.2007     Milliyet

İstanbul'a kötü haber... Son 50 yılın en kurak dönemini yaşayan kentteki barajlar kuruyor. Mevcut su, en iyi ihtimalle kasım ayında bitecek. Sonbahar da kurak geçerse barajlarda damla su kalmayacak

br> Nisan ayında beklenen yağmurlar yağmayınca İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan barajların doluluk oranı yüzde 50'nin altına düştü. Şu an kente su sağlayan 10 kaynaktaki kullanılabilir su miktarı sadece 428 milyon metreküp...
İSKİ'nin kente günde ortalama 2 milyon metreküp su verdiğini belirten belediye yetkililerine göre, sonbaharda yeterli miktarda yağmur yağmazsa barajlarda damla su kalmayacak. Şu andaki mevcut su da kasım ayında tükenecek. Ancak yaz mevsiminde oluşacak buharlaşma, kirlilik ve su kullanımındaki muhtemel artış nedeniyle rezervin daha önce tükenmesi de ihtimal dahilinde.
Çare, Melen Projesi'nde
Kritik durum için harekete geçen ve geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde DSİ yetkilileriyle bir toplantı yapan yetkililer, Başkan Kadir Topbaş'ın, Melen Projesi'nin hızlandırılmasını istediğini söyledi. İstanbul'a 170 kilometre uzaklıkta olan ve Sakarya'da denize dökülen Belen Çayı'ndan İstanbul'a su getirecek olan proje, DSİ tarafından yürütülüyor. Projenin ilk aşamasında İstanbul'a yılda 268 milyon metreküp su sağlanacak.

Terkos yüzde 70, Ömerli 48

Terkos'un doluluk oranı yaklaşık yüzde 70. Nisan ayı sonu itibariyle bulundurduğu 112 milyon 660 bin metreküp su ile birinci sırada geliyor. İstanbul'un ikinci en büyük su kaynağı yüzde 48 doluluk oranına sahip olan Ömerli Barajı'nın 111 milyon 788 bin metreküp suyu kaldı. Büyükçekmece'nin doluluk oranı ise yüzde 35'e indi.


Diğer kaynaklarda kalan su miktarları:

Darlık: 65 milyon 235 bin metreküp
Büyükçekmece: 52 milyon 602 bin metreküp
Sazlıdere: 46 milyon 204 bin metreküp
Papuçdere: 18 milyon 88 bin metreküp
Kazandere: 7 milyon 243 bin metreküp
Elmalı: 6 milyon 454 bin metreküp
Alibey: 5 milyon 431 bin metreküp
Istranca: 2 milyon 254 bin metreküp

4/5/2007

Arı kaybı ABD sofralarını tehdit ediyor

03.05.2007     Cnn Türk

ABD Tarım Bakanlığı yetkilileri, balarısı nüfusunun dörtte birini son birkaç ay içinde esrarengiz biçimde yitiren ABD'nin ciddi beslenme kriziyle karşılaşabileceğini belirtti.

Arıların yok olmasının nedenini araştıran yetkililer, durumun ülkenin gıda güvenliğine çok büyük ve genel bir tehdit oluşturduğunu açıkladı.
  
Açıklamada, insan için gereken besinlerin yaklaşık üçte birinin böcekler aracılığıyla döllenen bitkilerden geldiği, bu şekilde yapılan döllenmenin yüzde 80'inin de bal arıları tarafından gerçekleştirildiği kaydedildi.
  
Balarılarının ABD gıda sektörüne katkısının parasal değerinin ise yılda 15 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. Bitkilerin döllenmesine başka arı türleri ve başka böceklerin de aracılık ettiği, ancak, balarısının yok olmasından doğacak boşluğu dolduramayacakları belirtiliyor.
  
Tarım Bakanlığı arıcılık ve döllenme programı yöneticisi Kevin Hackett, balarılarının yok olmasının önüne geçilemediği takdirde ABD nüfusunun 'su ve ekmeğe talim edebileceği' uyarısında bulundu.
 
90'dan fazla sebze-meyve

Tarım uzmanları, başta elma, ceviz, soya fasulyesi, brokoli, kereviz, kabak, salatalık gibi gündelik yiyecekler olmak üzere 90'dan fazla sebze-meyve türünün üremek için böceklerin aracılığına bağımlı olduğunu, balarısı nüfusunun ciddi bir şekilde azalmasının bu ürünlerin miktarında da azalmaya yol açacağını belirtti.
  
Sığır yemi olarak yaygın biçimde kullanılan yoncanın da bu ürünler arasında bulunduğunu hatırlatan uzmanlar, bal arılarının yok olmasından hayvancılığın ve et üretiminin de nasibini alacağını vurguluyor.
  
Bilim çevrelerinde 'Kovan Çöküş Düzensizliği' adı takılan esrarlı yok oluşun nedenini saptamak için yapılan araştırmalar hala sonuç vermedi.
 
Geçmişte görülen toplu arı ölümlerin aksine, ortadan kaybolan arıların cesetlerinin bulunamadığına dikkat çeken bilimadamları, bu toplu yok oluştan bilinmeyen bir virüsün, bakterinin, parazitin ya da tarım ilaçlarının yahut hepsinin birden sorumlu olabileceğini belirtiyor.
  
ABD'de ilk kez geçen Kasım ayında fark edilen toplu arı yok oluşu daha sonra Brezilya, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde de rapor edilmişti.


Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı